Kendi blogunu oluştur ;)

sahrud3

Yazılar

Beni hatırla

 sev

Sevmek nedir ?

Duygular0038 

ACILI GECENİN BİTİMİNDE

Yaşadığımı işitmek istiyorum
Bir ses uzaktan yakından ya da içimden
Düşen yaprak örneğin
Kağıt hışırtısı olsun
Ya da eski tahtaları içten kemiren bir kurdun çıtırtısı
Bir inilti derinden
Damlayan su
Bir elektrik düğmesi çıt diye
Çok uzaklardan yankılanan duyulur duyulmaz
İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm
Her ne olursa olsun bir ses
Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı

Yaşadığımı görmek istiyorum
Bir ışık uzaktan yakından ya da içimden
Sesindeki pırıltıya
Gözündeki ışıltıya benzer
Bir kibrit çakımı
Bir yanıp sönse yeter
Sabahın yağan toz mavisi göğsünde çıplak
Ya da gün batımı pembesi dudak
Bir yıldırım hızında çizilsin
Bir şimşekçe yazılsın karanlığım
Bir fener ki uzaklığı bilinmeyen
Bir yıldız parlayıp sönen
Dişlerinin aydınlığını
İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm
Her ne olursa olsun bir ışık
Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı

Yaşadığımı duymak istiyorum
Bir ısı uzaktan yakından ya da içimden
Tenine ilk dokunduğum zamanki
Elini ilk tuttuğum
Yüreğimi kanatlandıran o titreşim
Kanı geçiyor kanıma sandığım
Öyle bir değdin ki varla yok arası
Ve yanarken ateşten ellerim
Yatak çarşafının apaklığında duyduğum serinlik
Ve sevgiyi sende bulduğum ilk
O ılıklığa değinmek yerine
Uzak düşlerde olsa da yeter
İçindeki mağaralarda besler büyütürüm
Her ne olursa olsun bir değini
Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı

Yaşadığımı koklamak istiyorum
Bir koku uzaktan yakından ya da kendimden
Kulak memelerinde şebboy
Saçlarında o koku
Ki öptükçe öpüldükçe büyüyen
Her yel estikçe getirir düşlerime
Koklarım çok uzaklardaki anılardan seviyi
Bir yel esmiş mi esmemiş mi
Bir kıpı dal oynasa
Bir yaprak kıpırdasa
Duyulur duyulmaz olsa da
İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm
Her ne olursa olsun bir koku
Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı

Yaşadığımı tatmak istiyorum
Bir tat ki uzaktan yakından ya da kendimden
Ağzımda dilimde damağımda
Bir buruksu mutluluk sandığım
Salt benim diye aldandığım
Kendi yalanlarıma kandığım
Arttı yaşadıkça duyduğum acı
Yitirmemek için o acıyı çoğaltırım
İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm
Her ne olursa olsun bir tat
Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı

AZİZ NESİN

BENİ BUL ANNE

Dün gece gördüm düşümde ,

Seni özledim anne.

Elin yine ellerimde

Gözlerin aglamaklı

Göz yaslarını sildim anne.

Camlar düştü yerlere

Elim elim kan içinde,

Yanıma gel yanıma anne..

İki yanımda iki polis

Ellerim kelepcede

Benim bil beni bul anne

Dün gece gördüm düşümde

Seni özledim anne

Gözlerinden akan bendim

Düştüm gögüsüne

Söyle canın yandımı anne...
AHMET KAYA

BİR DE SEN AĞLA

Akşamlar böyle biter

Hep böyle dertli biter

Evli evine gider

Kuşlar yuvaya döner



Bir de sen gitme

Bir de sen gitme içimden

Yaralıyım ben



Giden bu yolculardan

En çok ben şanssızım

Ne kadar çok yaşadıysam

O kadar çok yalnızım



Biraz da sen ağla

Ölürken bile hasretim sana

Bir tek sen anla
AHMET KAYA

AYRILIĞIN HEDİYESİ

Şimdi saat sensizliğin ertesi

Yıldız doğmuş gökyüzü ay aydın

Avutulmuş çocuklar çoktan sustu

Birben kaldım tenhasında...

Gecenin avutulmamıs ben.



Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim

Ki bu yaşlar utangaç boynunun

kolyesi olsun

Buda benim sana

ayrılırken hediyem olsun.



"Soytarılık etmeden

güldürebilmek seni

Ekmek çalmadan doyurabilmek

Ve haksızlık etmeden

doğan güneşe

Bütün aydınlıkları içine

sezebilmek gibi

Mülteci isteklerim oldu

arasıra biliyorsun

Şimdi iyi niyetlerimi bir bir

yargılayıp asiyorum

Bu son olsun, son olsun."



Şimdi saat yokluğunun belası

Sensiz gelen sabaha günaydın

İşi gücü olanlar çoktan gitti

Bir ben kaldım voltasında gecenin

Hic uyumamış ben.



Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim

Ki bu yaşlar utangaç

boynun kolyesi olsun

Bu da benim sana

Ayrılırken hediyem olsun.



"Kafamı duvara vurmadan

tanıyabilmek seni

Beyninin icindekileri anlıyabilmek ve

Yitirmeden yüzündeki anlık

tebessümü

Bütün saatleri öyleyce

Dondurabilmek için

Çıldırasıya paraladım kendimi

Lanet olsun

Artık sigarayı üç pakete

çıkarttım günde

Olsun gözüm olsun,

ne olacaksa olsun..."
AHMET KAYA

Coni'nin katliam türküsü



ABD li askerin Iraklı bir aileyi katletmesini konu alan şarkının internette yayımlanan video klibi büyük tepkiye neden oldu

"Hacı Kızı" adlı şarkının klibinde, tezahüratta bulunan kalabalığın önünde bir deniz piyadesi gitar çalarak şarkı söylüyor. Şarkının güftesi, bir Iraklı kadınla tanışan askerin, kendisine silahla karşı koyan kadının aile üyelerini vurarak öldürmesini konu alıyor.
Adını açıklamayan birisi tarafından
www.youtube.com sitesine gönderilen klipte, yeşil tişört ve askeri pantolon giyen ve gitar çalan meçhul sanatçı, 4 dakikalık şarkısının bir bölümünde, "Onun kız kardeşini tuttum ve önüme koydum. Kurşunlarım uçuşurken gözlerinin tam ortasından fışkıran kan üstüme sıçradı. Manyakça güldüm" diyor.
Deniz piyadelerinin sözcülerinden Scott Fazekas, bir askerin Iraklılar hakkında duygudan yoksun bir şarkı söylediği video klipten haberdar olduklarını belirtti, ancak şarkıcının kimliğini ve orduda çalışıp çalışmadığını bilmediklerini söyledi. Amerikan İslami İlişkiler Konseyi Başkanı Nihad Ahvad da Irak taki deniz piyadelerinin mezalimi göz önüne alındığında, bu video hakkında soruşturma açılması gerektiğini savundu.
Yoğun tepkiler üzerine kimliğini Onbaşı Joshua Belile olarak açıklayan Amerikalı asker, yaptığının bir şaka olduğunu, Müslüman topluluğunda bir incitmeye neden olduysa özür dilediğini bildirdi.

 *İşte savaşın ardından kalan böyle sadist ve barış istemeyen insan sınıfına giremeyecek pisliklerin eğlencesi böyle olur.Umarım bunların hesabını vermek aklınız bir ucundan yaşarken geçer*

VE SONBAHAR GELDİ

Zaman nasıl da delice akıyor. Akrep ve yelkovan adeta koşuyor. Göz açıp kapayıncaya kadar mevsimler değişiyor. Zamanın sonsuzluğunda küçük bir mum ışığı gibi titreyip, sönmeye direnen ömrümüz kandildeki yağ gibi eriyor. Bir de bakmışız güllerin kokusu yerini nar rengi gazellere bırakmış. Derin bir hüzün gelip kalbimize yerleşiyor.

Önce kararsız yağmurlar başlıyor. Erkenci gazeller kaldırımlarda,rüzgarın önünde hüznümüze değip geçiyor. Tenimizde son yazın serin ürpertisi. Bulutsuz günlerde berraklığı gökyüzünün. Ufuk çizgimize kadar netlikle seçilen bir fotoğraf.

Belki de sonbaharın bu sarı hüznü hayatı sorgulamayı hatırlatan yanıyla insanda derin bir duyarlık kapısı açar. O eşikten geçip, ölümlü olduğunu düşünür insan. Hayatın üstüne düşen bu sarı gölge bir uzun havanın yakıcılığınca günümüze dokunur.

İnsan bu kısa yoldaki yalnızlığını düşünür kiminde. Bir kalabalıktaki çığlıksızlığını. Hayatın sert kayalarına çarpıp eriyen, ya da sana dönen kimsesizliğini… Kısacası sonbahar herkese biraz da kendi ölümünü düşündürür.

Ama bu hüznün insana yaşam direncinin önemini de hatırlattığını söylemeliyiz. Zamanı anlamlı kılmayı, geçip giderken iz bırakma fikrinin önemini, iyi bir insan olmayı merkezimize koymanın elzemini duyarız derinden. Küçük bir sarsılmadır bu. Silkinip uyanmaktır gördüklerimiz….

Ya nasır bağlamışsa hayatımız? Kabuğumuzdan sızmıyorsa ışık? Kör ve sağırsa yüregimiz? Güzellik yitirmişse anlamını? O zaman başka tabi. Ne sonbahar, ne de ilk bahar kıpırdatmaz heyecanımızı.

Kapıdan girerken yağmur yağıyordu. Hala sesi akıyor kulaklarımda. Rüzgarın uğultusunda kayboluyor arada. Camlardan şehre bakıyorum. Islak kırmızı kiremitlerden bir orman uzayıp

gidiyor. Martılar üşümüş biraz. Denize siyah bulutların rengi akıyor.

Masama dönüyorum. Kendi içimden bir yol uzanıyor hayallerime. Çoğu dönemecini hala görmediğim bir yolculuğa çıkıyorum. Yüzümde bir tebessüm.

dışarıda yağmur çoğalıyor…

AYDIN ÖZTÜRK

AYDIN ÖZTÜRK KİMDİR

Aydın Öztürk 1955 Tunceli (Dersim) doğumlu. Pertek’in Sağman Dersim(Yeni adıyla Ardıç) köyünden. Yaşamının ilk 10 yılı burada geçti. İlkokulun ilk 3 yılını köyde okudu.

Ekonomik nedenlerden kaynaklanan zorunlu göçler sebebiyle ailesiyle birlikte Elazığ’a4914da544c5d2a6d450915ef85e026981

yerleştiler.Fatih Mehmet İlkokulu’dan sonra Devrim Ortaokulu’nu bitirdi.Elazığ Atatürk

Lisesi’nden Mezun oldu. 1973-1974 döneminde Erzurum Atatürk Üniversitesi İşletme

Fakültesi’ne girdi.Son sınıfa kadar okudu.Dönemin siyasal atmosferi nedeniyle,birçok

arkadaşıyla birlikte 9 Eylül Ünüversitesi’ne geçişleri sağlandı.Ancak araya 12 Eylül süreci girdi ve okuldan atıldı.Politik nedenlerle yaklaşık 6 yıl İstanbul Selimiye,Alemdağ,Sultan-

ahmet,Elazığ ve Diyarbakır Sıkıyönetim Askeri Tutukevlerinde kaldı. Nisan 88 de Ergani

Cezaevinden tahliye oldu.


Aslında Müzik ve Yazma serüveni çok eskilere dayanıyor olmasına rağmen,üretimlerinin

okurları ve dinleyenleriyle buluşması bu süreçten sonrasını kapsar.


Cezaevinde çıktıktan sonra İstanbul’a yerleşti. Arkadaşlarının yanında sekreterlikten muhasebeciliğe kadar birçok işte çalıştı. 1994 ten sonra İstanbul’da yayın yapan Radyo Umut’ta (94.3) Programcılık ve Yayın Yönetmenliği yaptı.


Bu süreçten sonra ve halen İber Müzik’te Sanat Danışmanlığı görevini sürdürmektedir.


Kitaplarını adlarına gelince:Yanardağ Sıcağında (şiir), Bilirim Dayanır Yürek (roman),

Bir Sevgi Kırılmasıydı (şiir), Ağıtlara Yazıldı Zaman (şiir), Yıkık Duvarlar Gibi Kaldı

Gözlerim (şiir), Anımsamanın Zaferi /Cumartesi Anneleri (şiir), Ezberletilmiş Yalnızlıklar/Derin Nehirler Gibi (denemeler ), Ölülerle Hatıra Fotoğrafı (şiir), Yağmur Yürekli Mektuplar (denemeler),Yürek Sapağı (lirik metinler), Yağmur Yüreklim (şiir),

Afşar Timuçin’le Düşünceye Yolculuk (ortak kitap-radyo söyleşileri), Şehriban (şiir),

Saklı Sevdiğim (şiir), Açılmamış Bir Mektuptu Zaman (şiir), Ne Çok Vedalaştık (şiir)


Albümleri: Cumartesi Anneleri/Yıkık Duvarlar Gibi Kaldı Gözlerim(Devsan Müzik-şiir albümü), Çabuk Unutuyoruz, Sızı, Haydi Topla Yüreğini, Tutku Ya da Aşk.,Aydın Öztürk Bestelerini Söylediler. Bu 5 albüm de İber Müzik’ten çıktı.

Aydın Öztürk albümlerinin en belirgin özelliği söz ve müziklerin tümü kendisine ait. Kendi

eserlerini yorumluyor. Bu bestelerin formu sorulduğunda: ‘Kentli insanların öykülerini ,yine

bu insanların müzikal beğenileriyle kaynaştırıyorum. Bestelerime Kent Türküleri diyebilirim’


Aydın Öztürk’ü başarılı eserlere attığı imzasıyla tanıyoruz:Onur Akın’ın bestelediği Yağmur Yüreklim ve Geceyi Sana Yazdım çok sevildi.Sözler Aydın Öztürk İmzası taşıyor. Yine söz ve müzikleri kendisine ait olan kendisinin de seslendirdiği ve Yavuz Bingöl’le zirveye çıkanYara Sağalır, Zifir Saçlarını Savur İçimde, Sele Verseydim milyonların dilinde. Edip Akbayram’la çok sevilen Yalan Oldu, Kıvırcık Ali’de Sen Kalbimin Direğisin, Canan Başkaya’da Gül Ek Yüreğine, Grup Çığ’da Aybükem… ilk akla gelenler.


Aydın Öztürk’ün bestelenmiş şiirleri,sözleri ve ya kendisine ait söz,müziklerin sayısı

150 yi geçiyor.

KURŞUNA PAZAR

Bir nefeslik canım kaldı şu dünyada

O da kurşuna Pazar mı olsun

Yağmalanan hayatımdan kalan ne varsa

O da kaldırımda niye çiğnensin

bir gözyaşı kadar incinmiş gidiyorum

bu kentin yüzündeki acıdan afişleri

bir bir yırtarak duvarlardan

bir gözyaşı kadar incinmiş gidiyorum

burçları hala öfkeyle mağrur

Bizans surlarının oyuklarında

Titreşen kimsesiz çocukların

İsten kararmış gülüşlerine

Biraz umut sürerek

Bir gözyaşı kadar incinmiş gidiyorum

Taşlar gibi çiğnendiğim

Arnavut kaldırımlı sokaklardan

Sökerek gençliğimi

El ayak çekilince semt pazarlarında

Çöplerde zerzavat arayanların

Mahçup gözleriyle çivileyerek yüreğimi

Unut ve sus demiyorum

Yutkunmuyorum,içimi çekmiyorum,inkar etmiyorum

Hayatın granitten bir dağı

Ellerimizle yoğurmak olduğunu

Sevginin körüğüne inatla asılıyorum

En olmaz zamanlarda türkü söylüyorum

Acımasız bezirganların elleri uzanırken

Soframızdaki son lokmaya

Sunturlu küfürleri esirgemeden dilimden

Bilinçle kuşanarak yüreğimi

Çelik tırnaklarımı geçiriyorum

Bileklerine kravatlı hırsızların

Ekmek gibi tüten sevgili

Çorbamdaki reyhanın tadı

Kanma bu afyondan masallara

Kaybolma genzini basan bu esrarın dumanında

Akla ziyan bir yalandır

Ahşapları çürümüş eski konaktaki kızın

Bir gün starlar gibi dönebileceği sokağına

Kalk o tüyleri parlak ekranın karşısından

Sana ne o uçkur hikayelerinden

Kucaktan kucağa hayatlardan sana ne

Son nefesimi çekerken sigaramdan

Ateşini bastırıyorum tenlerine bu renkli balonların

Bir bir söndürüyorum yalancı gülüşlerini

Onların çatapatları arasında gidiyorum

Ekmek gibi tüten sevgili

Çorbamdaki reyhanın tadı

Seni emanet ederek aklındaki cesarete

Gidiyorum

Yıldırımlar düşüyor içimdeki ıssızlığa

Bu kente karşı yalnız ve uykusuzum

Işıkları çoktan sönmüş pencereler

Oyulmuş gözler gibi bakıyor yoksulluğa

Yanağımdaki yaşı silmeden

Ama acımı da sindirmeden bu yaşla

Daha çok sokuluyorum

Che gueveranın gülümseyen fotoğrafına

Bu yalanla aramdaki perdeyi çekiyorum

Denizdeki bütün yakamozları uyandırıyorum

Haber salıyorum dolunaya

Yan gelip yatıyorum döşeğine samanyolunun

İçimde sen

İçimde direncimin çeliği

Bir şiire karışıp gidiyorum

AYDIN ÖZTÜRK