VE SONBAHAR GELDİ
Zaman nasıl da delice akıyor. Akrep ve yelkovan adeta koşuyor. Göz açıp kapayıncaya kadar mevsimler değişiyor. Zamanın sonsuzluğunda küçük bir mum ışığı gibi titreyip, sönmeye direnen ömrümüz kandildeki yağ gibi eriyor. Bir de bakmışız güllerin kokusu yerini nar rengi gazellere bırakmış. Derin bir hüzün gelip kalbimize yerleşiyor.
Önce kararsız yağmurlar başlıyor. Erkenci gazeller kaldırımlarda,rüzgarın önünde hüznümüze değip geçiyor. Tenimizde son yazın serin ürpertisi. Bulutsuz günlerde berraklığı gökyüzünün. Ufuk çizgimize kadar netlikle seçilen bir fotoğraf.
Belki de sonbaharın bu sarı hüznü hayatı sorgulamayı hatırlatan yanıyla insanda derin bir duyarlık kapısı açar. O eşikten geçip, ölümlü olduğunu düşünür insan. Hayatın üstüne düşen bu sarı gölge bir uzun havanın yakıcılığınca günümüze dokunur.
İnsan bu kısa yoldaki yalnızlığını düşünür kiminde. Bir kalabalıktaki çığlıksızlığını. Hayatın sert kayalarına çarpıp eriyen, ya da sana dönen kimsesizliğini… Kısacası sonbahar herkese biraz da kendi ölümünü düşündürür.
Ama bu hüznün insana yaşam direncinin önemini de hatırlattığını söylemeliyiz. Zamanı anlamlı kılmayı, geçip giderken iz bırakma fikrinin önemini, iyi bir insan olmayı merkezimize koymanın elzemini duyarız derinden. Küçük bir sarsılmadır bu. Silkinip uyanmaktır gördüklerimiz….
Ya nasır bağlamışsa hayatımız? Kabuğumuzdan sızmıyorsa ışık? Kör ve sağırsa yüregimiz? Güzellik yitirmişse anlamını? O zaman başka tabi. Ne sonbahar, ne de ilk bahar kıpırdatmaz heyecanımızı.
Kapıdan girerken yağmur yağıyordu. Hala sesi akıyor kulaklarımda. Rüzgarın uğultusunda kayboluyor arada. Camlardan şehre bakıyorum. Islak kırmızı kiremitlerden bir orman uzayıp
gidiyor. Martılar üşümüş biraz. Denize siyah bulutların rengi akıyor.
Masama dönüyorum. Kendi içimden bir yol uzanıyor hayallerime. Çoğu dönemecini hala görmediğim bir yolculuğa çıkıyorum. Yüzümde bir tebessüm.
dışarıda yağmur çoğalıyor…
AYDIN ÖZTÜRK
