ACILI GECENİN BİTİMİNDE
|
Yaşadığımı işitmek istiyorum
AZİZ NESİN |
BENİ BUL ANNE
Seni özledim anne.
Elin yine ellerimde
Gözlerin aglamaklı
Göz yaslarını sildim anne.
Elim elim kan içinde,
Yanıma gel yanıma anne..
İki yanımda iki polis
Ellerim kelepcede
Benim bil beni bul anne
Dün gece gördüm düşümde
Seni özledim anne
Gözlerinden akan bendim
Düştüm gögüsüne
Söyle canın yandımı anne...
BİR DE SEN AĞLA
Hep böyle dertli biter
Evli evine gider
Kuşlar yuvaya döner
Bir de sen gitme
Bir de sen gitme içimden
Yaralıyım ben
Giden bu yolculardan
En çok ben şanssızım
Ne kadar çok yaşadıysam
O kadar çok yalnızım
Biraz da sen ağla
Ölürken bile hasretim sana
Bir tek sen anla
AYRILIĞIN HEDİYESİ
Yıldız doğmuş gökyüzü ay aydın
Avutulmuş çocuklar çoktan sustu
Birben kaldım tenhasında...
Gecenin avutulmamıs ben.
Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim
Ki bu yaşlar utangaç boynunun
kolyesi olsun
Buda benim sana
ayrılırken hediyem olsun.
"Soytarılık etmeden
güldürebilmek seni
Ekmek çalmadan doyurabilmek
Ve haksızlık etmeden
doğan güneşe
Bütün aydınlıkları içine
sezebilmek gibi
Mülteci isteklerim oldu
arasıra biliyorsun
Şimdi iyi niyetlerimi bir bir
yargılayıp asiyorum
Bu son olsun, son olsun."
Şimdi saat yokluğunun belası
Sensiz gelen sabaha günaydın
İşi gücü olanlar çoktan gitti
Bir ben kaldım voltasında gecenin
Hic uyumamış ben.
Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim
Ki bu yaşlar utangaç
boynun kolyesi olsun
Bu da benim sana
Ayrılırken hediyem olsun.
"Kafamı duvara vurmadan
tanıyabilmek seni
Beyninin icindekileri anlıyabilmek ve
Yitirmeden yüzündeki anlık
tebessümü
Bütün saatleri öyleyce
Dondurabilmek için
Çıldırasıya paraladım kendimi
Lanet olsun
Artık sigarayı üç pakete
çıkarttım günde
Olsun gözüm olsun,
ne olacaksa olsun..."
Coni'nin katliam türküsü
ABD li askerin Iraklı bir aileyi katletmesini konu alan şarkının internette yayımlanan video klibi büyük tepkiye neden oldu
"Hacı Kızı" adlı şarkının klibinde, tezahüratta bulunan kalabalığın önünde bir deniz piyadesi gitar çalarak şarkı söylüyor. Şarkının güftesi, bir Iraklı kadınla tanışan askerin, kendisine silahla karşı koyan kadının aile üyelerini vurarak öldürmesini konu alıyor.
Adını açıklamayan birisi tarafından www.youtube.com sitesine gönderilen klipte, yeşil tişört ve askeri pantolon giyen ve gitar çalan meçhul sanatçı, 4 dakikalık şarkısının bir bölümünde, "Onun kız kardeşini tuttum ve önüme koydum. Kurşunlarım uçuşurken gözlerinin tam ortasından fışkıran kan üstüme sıçradı. Manyakça güldüm" diyor.
Deniz piyadelerinin sözcülerinden Scott Fazekas, bir askerin Iraklılar hakkında duygudan yoksun bir şarkı söylediği video klipten haberdar olduklarını belirtti, ancak şarkıcının kimliğini ve orduda çalışıp çalışmadığını bilmediklerini söyledi. Amerikan İslami İlişkiler Konseyi Başkanı Nihad Ahvad da Irak taki deniz piyadelerinin mezalimi göz önüne alındığında, bu video hakkında soruşturma açılması gerektiğini savundu.
Yoğun tepkiler üzerine kimliğini Onbaşı Joshua Belile olarak açıklayan Amerikalı asker, yaptığının bir şaka olduğunu, Müslüman topluluğunda bir incitmeye neden olduysa özür dilediğini bildirdi.
*İşte savaşın ardından kalan böyle sadist ve barış istemeyen insan sınıfına giremeyecek pisliklerin eğlencesi böyle olur.Umarım bunların hesabını vermek aklınız bir ucundan yaşarken geçer*
VE SONBAHAR GELDİ
Zaman nasıl da delice akıyor. Akrep ve yelkovan adeta koşuyor. Göz açıp kapayıncaya kadar mevsimler değişiyor. Zamanın sonsuzluğunda küçük bir mum ışığı gibi titreyip, sönmeye direnen ömrümüz kandildeki yağ gibi eriyor. Bir de bakmışız güllerin kokusu yerini nar rengi gazellere bırakmış. Derin bir hüzün gelip kalbimize yerleşiyor.
Önce kararsız yağmurlar başlıyor. Erkenci gazeller kaldırımlarda,rüzgarın önünde hüznümüze değip geçiyor. Tenimizde son yazın serin ürpertisi. Bulutsuz günlerde berraklığı gökyüzünün. Ufuk çizgimize kadar netlikle seçilen bir fotoğraf.
Belki de sonbaharın bu sarı hüznü hayatı sorgulamayı hatırlatan yanıyla insanda derin bir duyarlık kapısı açar. O eşikten geçip, ölümlü olduğunu düşünür insan. Hayatın üstüne düşen bu sarı gölge bir uzun havanın yakıcılığınca günümüze dokunur.
İnsan bu kısa yoldaki yalnızlığını düşünür kiminde. Bir kalabalıktaki çığlıksızlığını. Hayatın sert kayalarına çarpıp eriyen, ya da sana dönen kimsesizliğini… Kısacası sonbahar herkese biraz da kendi ölümünü düşündürür.
Ama bu hüznün insana yaşam direncinin önemini de hatırlattığını söylemeliyiz. Zamanı anlamlı kılmayı, geçip giderken iz bırakma fikrinin önemini, iyi bir insan olmayı merkezimize koymanın elzemini duyarız derinden. Küçük bir sarsılmadır bu. Silkinip uyanmaktır gördüklerimiz….
Ya nasır bağlamışsa hayatımız? Kabuğumuzdan sızmıyorsa ışık? Kör ve sağırsa yüregimiz? Güzellik yitirmişse anlamını? O zaman başka tabi. Ne sonbahar, ne de ilk bahar kıpırdatmaz heyecanımızı.
Kapıdan girerken yağmur yağıyordu. Hala sesi akıyor kulaklarımda. Rüzgarın uğultusunda kayboluyor arada. Camlardan şehre bakıyorum. Islak kırmızı kiremitlerden bir orman uzayıp
gidiyor. Martılar üşümüş biraz. Denize siyah bulutların rengi akıyor.
Masama dönüyorum. Kendi içimden bir yol uzanıyor hayallerime. Çoğu dönemecini hala görmediğim bir yolculuğa çıkıyorum. Yüzümde bir tebessüm.
dışarıda yağmur çoğalıyor…
AYDIN ÖZTÜRK
AYDIN ÖZTÜRK KİMDİR
Aydın Öztürk 1955 Tunceli (Dersim) doğumlu. Pertek’in Sağman Dersim(Yeni adıyla Ardıç) köyünden. Yaşamının ilk 10 yılı burada geçti. İlkokulun ilk 3 yılını köyde okudu.
Ekonomik nedenlerden kaynaklanan zorunlu göçler sebebiyle ailesiyle birlikte Elazığ’a
yerleştiler.Fatih Mehmet İlkokulu’dan sonra Devrim Ortaokulu’nu bitirdi.Elazığ Atatürk
Lisesi’nden Mezun oldu. 1973-1974 döneminde Erzurum Atatürk Üniversitesi İşletme
Fakültesi’ne girdi.Son sınıfa kadar okudu.Dönemin siyasal atmosferi nedeniyle,birçok
arkadaşıyla birlikte 9 Eylül Ünüversitesi’ne geçişleri sağlandı.Ancak araya 12 Eylül süreci girdi ve okuldan atıldı.Politik nedenlerle yaklaşık 6 yıl İstanbul Selimiye,Alemdağ,Sultan-
ahmet,Elazığ ve Diyarbakır Sıkıyönetim Askeri Tutukevlerinde kaldı. Nisan 88 de Ergani
Cezaevinden tahliye oldu.
Aslında Müzik ve Yazma serüveni çok eskilere dayanıyor olmasına rağmen,üretimlerinin
okurları ve dinleyenleriyle buluşması bu süreçten sonrasını kapsar.
Cezaevinde çıktıktan sonra İstanbul’a yerleşti. Arkadaşlarının yanında sekreterlikten muhasebeciliğe kadar birçok işte çalıştı. 1994 ten sonra İstanbul’da yayın yapan Radyo Umut’ta (94.3) Programcılık ve Yayın Yönetmenliği yaptı.
Bu süreçten sonra ve halen İber Müzik’te Sanat Danışmanlığı görevini sürdürmektedir.
Kitaplarını adlarına gelince:Yanardağ Sıcağında (şiir), Bilirim Dayanır Yürek (roman),
Bir Sevgi Kırılmasıydı (şiir), Ağıtlara Yazıldı Zaman (şiir), Yıkık Duvarlar Gibi Kaldı
Gözlerim (şiir), Anımsamanın Zaferi /Cumartesi Anneleri (şiir), Ezberletilmiş Yalnızlıklar/Derin Nehirler Gibi (denemeler ), Ölülerle Hatıra Fotoğrafı (şiir), Yağmur Yürekli Mektuplar (denemeler),Yürek Sapağı (lirik metinler), Yağmur Yüreklim (şiir),
Afşar Timuçin’le Düşünceye Yolculuk (ortak kitap-radyo söyleşileri), Şehriban (şiir),
Saklı Sevdiğim (şiir), Açılmamış Bir Mektuptu Zaman (şiir), Ne Çok Vedalaştık (şiir)
Albümleri: Cumartesi Anneleri/Yıkık Duvarlar Gibi Kaldı Gözlerim(Devsan Müzik-şiir albümü), Çabuk Unutuyoruz, Sızı, Haydi Topla Yüreğini, Tutku Ya da Aşk.,Aydın Öztürk Bestelerini Söylediler. Bu 5 albüm de İber Müzik’ten çıktı.
Aydın Öztürk albümlerinin en belirgin özelliği söz ve müziklerin tümü kendisine ait. Kendi
eserlerini yorumluyor. Bu bestelerin formu sorulduğunda: ‘Kentli insanların öykülerini ,yine
bu insanların müzikal beğenileriyle kaynaştırıyorum. Bestelerime Kent Türküleri diyebilirim’
Aydın Öztürk’ü başarılı eserlere attığı imzasıyla tanıyoruz:Onur Akın’ın bestelediği Yağmur Yüreklim ve Geceyi Sana Yazdım çok sevildi.Sözler Aydın Öztürk İmzası taşıyor. Yine söz ve müzikleri kendisine ait olan kendisinin de seslendirdiği ve Yavuz Bingöl’le zirveye çıkanYara Sağalır, Zifir Saçlarını Savur İçimde, Sele Verseydim milyonların dilinde. Edip Akbayram’la çok sevilen Yalan Oldu, Kıvırcık Ali’de Sen Kalbimin Direğisin, Canan Başkaya’da Gül Ek Yüreğine, Grup Çığ’da Aybükem… ilk akla gelenler.
Aydın Öztürk’ün bestelenmiş şiirleri,sözleri ve ya kendisine ait söz,müziklerin sayısı
150 yi geçiyor.
KURŞUNA PAZAR
Bir nefeslik canım kaldı şu dünyada
O da kurşuna Pazar mı olsun
Yağmalanan hayatımdan kalan ne varsa
O da kaldırımda niye çiğnensin
bir gözyaşı kadar incinmiş gidiyorum
bu kentin yüzündeki acıdan afişleri
bir bir yırtarak duvarlardan
bir gözyaşı kadar incinmiş gidiyorum
burçları hala öfkeyle mağrur
Bizans surlarının oyuklarında
Titreşen kimsesiz çocukların
İsten kararmış gülüşlerine
Biraz umut sürerek
Bir gözyaşı kadar incinmiş gidiyorum
Taşlar gibi çiğnendiğim
Arnavut kaldırımlı sokaklardan
Sökerek gençliğimi
El ayak çekilince semt pazarlarında
Çöplerde zerzavat arayanların
Mahçup gözleriyle çivileyerek yüreğimi
Unut ve sus demiyorum
Yutkunmuyorum,içimi çekmiyorum,inkar etmiyorum
Hayatın granitten bir dağı
Ellerimizle yoğurmak olduğunu
Sevginin körüğüne inatla asılıyorum
En olmaz zamanlarda türkü söylüyorum
Acımasız bezirganların elleri uzanırken
Soframızdaki son lokmaya
Sunturlu küfürleri esirgemeden dilimden
Bilinçle kuşanarak yüreğimi
Çelik tırnaklarımı geçiriyorum
Bileklerine kravatlı hırsızların
Ekmek gibi tüten sevgili
Çorbamdaki reyhanın tadı
Kanma bu afyondan masallara
Kaybolma genzini basan bu esrarın dumanında
Akla ziyan bir yalandır
Ahşapları çürümüş eski konaktaki kızın
Bir gün starlar gibi dönebileceği sokağına
Kalk o tüyleri parlak ekranın karşısından
Sana ne o uçkur hikayelerinden
Kucaktan kucağa hayatlardan sana ne
Son nefesimi çekerken sigaramdan
Ateşini bastırıyorum tenlerine bu renkli balonların
Bir bir söndürüyorum yalancı gülüşlerini
Onların çatapatları arasında gidiyorum
Ekmek gibi tüten sevgili
Çorbamdaki reyhanın tadı
Seni emanet ederek aklındaki cesarete
Gidiyorum
Yıldırımlar düşüyor içimdeki ıssızlığa
Bu kente karşı yalnız ve uykusuzum
Işıkları çoktan sönmüş pencereler
Oyulmuş gözler gibi bakıyor yoksulluğa
Yanağımdaki yaşı silmeden
Ama acımı da sindirmeden bu yaşla
Daha çok sokuluyorum
Che gueveranın gülümseyen fotoğrafına
Bu yalanla aramdaki perdeyi çekiyorum
Denizdeki bütün yakamozları uyandırıyorum
Haber salıyorum dolunaya
Yan gelip yatıyorum döşeğine samanyolunun
İçimde sen
İçimde direncimin çeliği
Bir şiire karışıp gidiyorum
AYDIN ÖZTÜRK













